Nexşerêya stratejîk
İki gövde, iki yargı alanı
Înîsiyatîfa Civaka Kurd, üye gövdesi ve siyasi sestir; ama işi konuşmakla bitmez. Zincirin ürettiği ve anavatanda ulusun günlük hayatında kullandığı uygulamanın arkasında duran kurumları inşa eden odur. Bir uygulama tek başına bir okul açmaz, bir diploma vermez, bir öğretmen yetiştirmez; onu anlamlı kılan şey arkasındaki kurumdur.
Bu kurumların ilki eğitimdir. İlkokuldan üniversiteye, çevrimiçi ve sınırdan bağımsız işleyen bir eğitim yapısı — çünkü Kürtçe eğitim beş devletin dördünde ya yasak ya da göstermeliktir, ve bir dilin öğretilemediği yerde o dil bir kuşak içinde ev diline iner. Bu kurumlar kendi kadrolarını da üretir: öğretmeni, müfredat yazarını, sınav düzenleyicisini kendi içinden yetiştirir ve istihdam eder. Bir eğitim kurumunun gerçek ölçüsü öğrenci sayısı değil, kendi öğretmenini yetiştirebilmesidir.
İkincisi kültürel varlıktır, ve burada mesele nostalji değil mülkiyettir. Kürt kültürünün ve folklorunun çalınmış, işgalci devletler adına tescil edilmiş, uluslararası listelere başkasının adıyla yazılmış varlıkları vardır. Bir varlık alındığı anda kaybedilmez; iddiaya karşı kayıt tutan kimse kalmadığında kaybedilir. Kurumun işi bu kaydı tutmak, belgelemek, karşı tescil başvurusunda bulunmak ve bunu uluslararası kültür mekanizmalarının kendi usulleri içinde yürütmektir. Buna sanatsal ve sosyal projeler eşlik eder — çünkü bir kültürün yaşadığını kanıtlayan şey arşivi değil, üretimidir.
Pezkuwichain Foundation, altyapının kayyumudur. İşi anavatandaki ulus ile diasporayı sınırlardan bağımsız biçimde birleştirmektir; ve bu birleşme soyut bir aidiyet duygusu değil, ölçülebilir bir akıştır.
En somut hâli şudur: Diyarbakır'daki bir genç, Almanya'da kayıtlı bir eğitim kurumuna ücretini ödemek istediğinde bugün ya ödeyemez, ya pahalı bir aracıya mecbur kalır, ya da ödemesi izlenebilir bir siyasi kayda dönüşür. Kendi rayı olan bir yapıda bu tek dokunuşluk bir işlemdir. Sürtünmenin kaldırılması küçük bir kolaylık gibi görünür; oysa entegrasyonun kendisi tam olarak budur — çünkü bir ulusu birleştiren şey duygu değil, aralarında işleyen alışveriştir.
İkinci mekanizma ödüllendirmedir. Eğitim alan, kurs tamamlayan, başkasına kefil olan ve kendi payına düşeni yapan genç, bu katkısını kayda geçmiş olarak taşır. Katkı görünür olduğunda ödüllendirilebilir hâle gelir, ve ödül bir jest değil bir sistem çıktısı olur.
Ve üçüncüsü, bu tasarımın en özgün parçasıdır: gücü yetmeyen genci finanse etmek. Bir banka teminata bakar; teminatı olmayan genç kredi alamaz, ve teminat tam olarak yoksul olanın sahip olmadığı şeydir. Burada bakılan şey mal değil, ulusa yapılmış kayıtlı katkıdır — eğitim geçmişi, kefalet sicili, üstlendiği görevler. Bu, kredinin yönünü tersine çevirir: mülkü olmayan ama sicili olan genç finanse edilebilir hâle gelir.
Ve döngü kapanır. Finanse edilen genç eğitimini tamamlar; eğitim onun kaydını yükseltir; yükselen kayıt hem geri ödemeyi mümkün kılar hem de bir sonraki gence açılacak kapasiteyi büyütür. Havuz, dışarıdan bağış beklemek yerine kendi mezunlarından beslenir. Bu, hiçbir devletin iznine bağlı olmayan ve hiçbir bankanın yapamayacağı bir şeydir — çünkü hiçbir banka "ulusuna yaptığı katkı" diye bir teminat kalemi tanımaz.
Yargı alanı seçimi tesadüf değildir. Ethereum Foundation, Cardano, Solana ve Web3 Foundation da oradadır. Sebebi şu: Art. 80 ZGB uyarınca Stiftung federal denetim altındadır, amacı değiştirilemez, ve bankanın, yatırımcının ve düzenleyicinin açıklama istemeden tanıdığı formdur. Her seferinde kendi formunu açıklayan bir kurum, vaktini işine değil açıklamaya harcar.
Ve mesele nihayet şuraya gelir. Göz hizasında eşitliği bu devletler ulusumuza vermiyorsa, kendimiz sağlarız. Uluslararası geçerliliği olan diplomaları gençlerimize kendimiz ulaştırır, ana dilleriyle eğitimlerini kendimiz sağlarız. Teknoloji bu kartı o devletlerin elinden almamıza imkân veriyor: bir müfredat coğrafyaya bağlı değildir, bir sınav salonu bir binaya bağlı değildir, bir denklik akreditasyona bağlıdır — ve akreditasyon, beş devletin hiçbirinin denetiminde olmayan bir yerde alınabilir.
Bunun sonucu tek yönlü değildir. Bir devlet kendi sınırları içindeki bir gence ana dilinde eğitim vermeyi reddettiğinde, o eğitimi başkası verir. O genç diplomasını başka bir yerden alır, harcını başka bir yere öder, ve nitelik kazandığı anda gideceği yer de başka bir yer olur. Devlet iki şeyi birden kaybeder: yetiştirmediği için kaybettiği insanı, ve hiç almadığı için kaybettiği parayı.
Ya göz hizasında eşit oluruz, ya da eşitlik vermeyene bunun fiyatı pahalıya patlar. Hem eğitimli gençlerini yurtdışına kaptırırlar, hem de her yıl milyonlarca dolar dövizleri yurtdışına akar. Talep etmek bir dilekçedir; fiyat bir pazarlıktır.
Katkıda bulunmak ister misiniz? Okuma herkese açıktır. Değişiklik ve tartışma için cüzdanınızla ya da davet kodunuzla giriş yapmalısınız.
Cüzdanınız yok mu? Cüzdan Android ve tarayıcı için var. iPhone için henüz yok — davet koduyla girin.