Bir belge vaadiyle değil, sayılabilen şeyle ölçülür. Sayılamayan ölçüt ölçüt değildir. Bu yüzden bu belgenin son bölümü niyet değil, defter tutar.
Üç ayrı sütun sayarız, ve üçünün karıştırılmaması gerekir.
Birincisi, inşa ettiğimizdir — ve bu sütun tamamen bizim elimizdedir. Kayıtlı welatî sayısı. Tutulan kayıt sayısı: verilen ders, tamamlanan program, düzenlenen diploma, kullanılan oy. Açılan okul ve okuyan öğrenci. Finanse edilen genç ve geri ödeme oranı. Denetlenmiş yıllık hesap. Muhatap alınma: yazışan kurum sayısı, kabul edilen heyet sayısı, tanınan diploma sayısı, açılan banka hesabı. Geri kazanılmak üzere dosyalanmış kültürel varlık sayısı. Bunların hiçbiri kimsenin iznine bağlı değildir; bu yüzden bahanesi de yoktur.
İkincisi, çıkardığımız fiyattır. Bu sütunu karşı tarafın defterinden okuyamayız — hiçbir devlet kaybını yayımlamaz. Ama kendi defterimizden okuyabiliriz, çünkü fiyat bizim kaydımızın aynasıdır: bizim kanalımızdan geçen her nitelikli mezun, onların yetiştirip tutamadığı bir mezundur; bizim kurumumuza ödenen her harç, onların kurumuna ödenmemiş bir harçtır; ana dilinde eğitim veremediği için kaybettikleri her genç, bizim kaydımızda bir satırdır. Fiyatı ilan etmeyiz, biriktiririz. İlan edilen fiyat pazarlık konusu olur; biriken fiyat fatura olur.
Üçüncüsü, hazır olma derecesidir. Ayrışma günü bir çalışma planı değildir; onu beş devletin kendi krizleri üretir. Ama hazırlık sayılabilir: o gün gerekecek her rol için bugün kaç kişi yetişmiştir — hukukçu, maliyeci, öğretmen, mühendis, diplomat. Kayıt taşınabilir midir. Kurum, kurucularının hiçbiri olmadan kaç günde ayakta kalır. Bu üçüncü sütun en az konuşulan ve en belirleyici olandır, çünkü ilk ikisi ancak bu varsa bir işe yarar.
Eşikleri bu belge koymaz. Hangi sayının hangi yıl hedefleneceği, her gövdenin kendi organının işidir — ve her yıl açık hesap verilir. Sayıları denetlenebilen bir belge güvenilebilen bir belgedir; sayısı olmayan belge ise yalnızca iyi yazılmış bir dilektir.
Son olarak, bu ölçüm anlayışının kendisi bir tez taşır. Minority SafePack bir milyon yüz bin imza topladı, resmen kabul edildi, Avrupa Parlamentosu'nun desteğini aldı — ve Komisyon adım atmadı. Bu, o yolun yanlış olduğunu göstermez; talebin tek başına neden yetmediğini gösterir. Avrupa azınlık tarihinin en kalabalık, en düzenli ve en meşru talebi bile karşılıksız kaldıysa, sorun talebin büyüklüğünde değil, talebin fiyatsız olmasındadır.
Burada kurulan şey bu yüzden bir talep değil, kapasitedir. Kapasite siyasetin yerine geçmez; siyasete üzerinde duracağı zemini verir. Ve zemin sayılabildiği için, bu belge her yıl kendi kendini sınayabilir.
Talep etmek bir dilekçedir. Fiyat bir pazarlıktır.